KadınPod #33 | Agnès Varda

KadınPod’un 33. bölümünde Fransız sinemasında Yeni Dalga akımının temelini oluşturan, kendisine daha 30 yaşındayken bile "Yeni Dalga'nın Büyükannesi" ünvanı verilen, fotoğrafçı ve yönetmen Agnès Varda’nın hikâyesini anlatıyorum.

Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:


AGNES VARDA

‘’Neşe saçan bir feminist olmayı denedim, fakat fazlasıyla öfkeliydim." sözleri sevenlerinin her daim aklında kalmış olan, Fransız sinemasında "Yeni Dalga" akımının temelini oluşturan ve bu yüzden kendisine daha 30 yaşındayken bile "Yeni Dalga'nın Büyükannesi" ünvanı verilen Agnes Varda, yaşamının sonuna kadar üretmeye ve fark yaratmaya devam eden bir kadın.. Fotoğraftan sinemaya, uzun metrajdan belgesele istediği gibi geçiş yapabilen ve bu geçişler esnasında farklı işler yapsa da hepsinin hakkını verebilen nadir sanatçılardan biri..

“Sinemayı yaratmak ve bir kadın olmaktan mutlu olmak istedim. Bir radikal olmak istedim.” diyor ve gerçekten de istediklerine ulaşıyor. Hazırsanız, bu öncü kadını daha yakından tanıyalım.

Anadolu’dan göç eden Yunan bir babanın ve Fransız bir annenin kızı olan Agnes Varda, 30 Mayıs 1928 tarihinde Brüksel'de doğuyor. Belçika'dan sonra ilk olarak Fransa'nın Sete bölgesinde daha sonra ise Paris'te yaşamaya başlıyor. Genç yaşlarından itibaren fotoğrafla ilgilenmeye başlıyor. Fotoğrafçılık eğitiminin ardından da, 1950’lerin başında sinema alanında çalışmaya başlıyor.

1954 yılında, henüz 26 yaşındayken ilk filmi Paralel Yaşamlar’ı (La Pointe Courte) çekiyor. Bir balıkçı kasabasında yaşananları merkezine alan film, Fransız Yeni Dalga akımının öncülerinden kabul ediliyor. Kendisinin en çok bilinen ve klasiklerden biri olarak görülen, 5’ten 7’ye Cléo (Cléo De 5 A 7) ise 1961 yılında gösterime giriyor. İlk filmi gibi, ikinci filmi de Fransız Yeni Dalga akımının en önemli filmlerinden biri olarak gösteriliyor. Film, genç ve güzel bir şarkıcı olan Cléo’nun kanser olduğunu öğrendikten sonraki iki saatini gerçek zamanlı olarak beyazperdeye taşıyor. Amerika’da ilk kez gösterime girdiğinde, eleştirmenlerin çoğu kötü yorumlar yapıyor. Bu şekilde, feminist bakış açısına oldukça önyargılı olduklarını da göstermiş oluyorlar. Onlar her ne kadar filmi aptal şımarık bir sarışından ibaret görseler de, aslında çok daha fazlasını vaadediyor. Birçok kişi de bunu fark etmiş olacak ki, film Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye adayı oluyor.

Varda’nın üçüncü uzun metrajlı ve ilk renkli filmi Mutluluk (Le Bonheour) ise 1964 yılında gösterime giriyor. Kendisinin sinema dilini daha da vurgulu kılan renkleri ve Mozart’ın çeşitli müziklerini film içerisinde oldukça etkili kullanıyor. Ana karakterin iki kadını birden sevdiği ve bu durumun daha çok mutluluk getirdiğini düşündüğü filmde, erkeğin bu çokeşliliğinin, hatta çokaşklılığının diğer iki kadını nasıl etkilediği anlatılıyor. Mutluluk çıktığında da, yine eleştirmenlerden bir öncekilere benzer eleştiriler alıyor. Oldukça özgün bir karakter ve özgün bir sanat anlayışına sahip olmasından dolayı, ancak belli başlı toplumsal değişimlerin ardından Varda’nın sinemaya kattığı değer anlaşılmaya başlanıyor. 

1969 yılında Aslanların Aşkı (…ve yalanları) (Lions Love (… and Lies)), 1975’te Dagerotipler (Daguerréotypes), 1976’da Biri Şarkı Söylüyor, Diğeri Söylemiyor (L’une Chante, L’autre Pas), 1980’de Fısıldayan Duvarlar (Mur Murs), 1981’de Yalancı Belgesel (Documenteur), 1985’te Çatısız Kuralsız (Sana Toit Ni Loi), 1987’de Kung-Fu Master! filmleri gösterime giriyor. Sahip olduğu her şeyi bırakıp, yalnız bir hayat yaşamaya başlayan genç bir kadını anlattığı Çatısız Kuralsız’ ile 1985 yılında Venedik Altın Aslan ödülünü kazanıyor.

1985 yılında, kendisinin ‘’hayali bir biyografik film’’ olarak tanımladığı Agnés Varda’ya Göre Jane Birkin (Jane B. Par Agnés V.) isimli filmi beyazperdeye taşınıyor. Fransız Yeni Dalga akımıyla ilişkilendirilen onca isim arasında gösterişten en uzak duran yönetmen olarak gösterilen Varda, bu filmde de izleyicisiyle çok dolaysız ve duygu yüklü bir ilişki kuruyor. 1991-1995 yılları arasında, arka arkaya dört tane daha uzun metraj film çekiyor. (Nantesli Jacquot (Jacquot de Nantes), Rochefort’un Kızları 25 Yaşında (LES Demoiselles Ont Eu 25 Ans), 101 Gece (LES Cent Et Une Nuits), Jacques Demy’nin Dünyası (L’univers de Jacques Demy)

21 yüzyılın başında, Toplayıcılar (LES Glaneurs et La Glaneuse) isimli filmi gösterime giriyor. Bu filminde, Fransa’yı neredeyse baştan başa dolaşarak, toplayıcılar, koleksiyoncular ve mucitlerle bir araya geliyor ve başka insanların çöpe attıklarını, bıraktıklarını ihtiyaçtan, tercihen ya da şans sonucu bularak toplayan insanların hikayelerini anlatıyor. İzleyici, tuhaf ya da muhtaç bulduğu, hatta acıdığı insanların dünyalarının oldukça sürprizlerle dolu ve etkileyici bir dünya olduğunu fark ediyor. Varda, bu filmde aslında, sıradan insanların gündelik hayatlarını ele alarak toplumsal ilişkileri aşağıdan yukarıya bir bakış açısıyla inceleyerek, sosyal bilimcilerin yaptığını sinema aracılığıyla yapıyor.

Tam bu noktada da, kendisinin meşhur bir sözünü hatırlıyoruz; "İnsanlar beni meraklandırıyor; hiç bir zaman zengin ve burjuvaziden gelen insanlara objektifimi yöneltmedim.’’

2002 yılında, Toplayıcılar belgeselinin devamı niteliğinde olan, Toplayıcılar… İki Yıl Sonra (LES Glaneurs et La Glaneuse… Deux Ans Apres) isimli filmini çekiyor. Bu filmde de, Toplayıcılar’ı çekerken tanıştığı insanları iki yıl sonra yeniden ziyaret ediyor ve ilk filmin etkisiyle kendisine ulaşan yeni insanlara kamerayı çeviriyor. Fiziksel, ekonomik ya da manevi bir takım zorluklara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanların hayatlarından kesitler Toplayıcılar… İki Yıl Sonra’da, yönetmen sadece temel birkaç soru soruyor ve dinliyor.

“İnsanların içi incelense, manzaralar bulunur orada. Bana gelince, içimi açarlarsa eğer, plajlar bulurlar.” diyerek anlatıyor kendisini Agnés Varda.. Tam da buradan ilhamla, 2008 yılında Agnés’in Plajları (LES Plages D’Agnes) adlı otobiyografik belgeselini çekiyor. Yaşamının bölümlerini oluşturan plajlara dönen Varda, kendi filmleri, imgeleri ve röportajları arasında sahneye çıkıyor. Hayatı boyunca küçük defterlerde biriktirdiği notların ve topladığı fotoğrafların yer aldığı filmde, bir sahne fotoğrafçısı olarak çalışmaya başlamasını, sonra dünya sinemasında büyük etki yaratan Fransız Yeni Dalgası'nın erken dönem yönetmenlerinden biri oluşunu, yönetmen olan eşi Jacques Demy ile yaşadıklarını, feminizmini, Küba, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’ne yolculuklarını, bağımsız yapımcı olarak yaşamını mizahi ve duygulu bir dille izleyicileriyle paylaşıyor.

2017 yılında ise Fransız sokak sanatçısı ve fotoğrafçı JR ile birlikte ortak çektikleri Mekânlar ve Yüzler gösterime giriyor. 2018’de Oscar’a aday gösterilen günce-gezi türündeki filmde, 60 yılı aşkın bir süredir sinemadan fotoğrafa, video yerleştirmeden heykele yapıtlar üreten 90 yaşındaki Varda, genç JR ile birlikte Fransa’nın köylerini geziyor. Bir yandan halkla sohbet ederken, diğer yanda fotoğraflar çekiyorlar, çektikleri fotoğrafları sergiliyorlar. Ayrıca, birbirlerini daha yakından tanımaya çalışıyorlar. Son uzun metrajlı filmi, 2019 yılında Berlin Film Festivali’nde gösterime giren Agnes, Varda’yı Anlatıyor (Varda Par Agnes) oluyor. Agnès’in Plajları gibi otobiyografik, kendini eleştiren ve tiye alan bir belgesel diyebiliriz. Kendi başarılı kariyerini ve hayatını inceliyor.

Uzun metrajlı filmlerinin haricinde, 1958-2004 yılları arasında çekilmiş 15 tane de kısa filmi bulunuyor. Bu filmlerin bir tanesi de 1975 yılında çekmiş olduğu Kadınlar Cevabı (Bizim Bedenimiz Bizim Cinsiyetimiz). Varda, bir televizyon kanalı için çektiği bu filmde, çeşitli kadınları kamerasının karşısına alıp onlara seks ve arzuya, reklamlara ve anneliğe dair sorular soruyor. Bu sorulardan bazıları; “Kadın olmanın anlamı ne?” ve “Cinsiyet rollerini nasıl yaşıyorsunuz?” gibi sorular. Feminist harekette etkin bir şekilde yer alması ve kürtaj hakkı için yazılan manifestoya imza atan 343 kadından biri olması sebebiyle, bu belgeselinin oldukça büyük bir önem taşıdığını söyleyebiliriz.

Kendisiyle ilgili birçok yazıda da ‘’Feminist yönetmen’’ başlığı atılıyor. Bunun sebebi ise; filmlerinde çoğunlukla kadın kahramanların hikayelerini kadın perspektifinden anlatması ve bu sayede de sinemada özgün bir ‘kadın sesi’ yaratması. Eserlerinde özellikle marjinalleşmiş veya toplum tarafından reddedilmiş kahramanlara odaklanması, Varda’yı daha da özel kılıyor.

89 yaşında bile aktivistliğinden taviz vermiyor. 2017 Cannes Film Festivali’nde 82 kadın jüri üyesi ve oyuncu ile birlikte kırmızı halıda yürüyerek, sinema sektöründe kadınların hala daha çok az temsil edildiğine dikkat çekmeye çalışıyor. Sinemanın bir ‘’erkek işi’’ olduğu fikrini protesto ediyor. Okuduğu bildiride ise şöyle diyor; “Kadın olarak hepimiz kendi benzersiz zorluklarımızla karşı karşıyayız, ama bugün, bu merdivenlerde, kararlılığımızın ve ilerlemeye olan bağlılığımızın sembolü olarak birlikte duruyoruz.”

2017 yılında bir ilke daha imza atıyor Varda ve Onursal Oscar ödülünü kazanan ilk kadın yönetmen oluyor. Angelina Jolie ödülü kendisine takdim etmeden önce Varda’yı onurlandıran, oldukça güzel bir konuşma yapıyor. Ve ardından Varda sahneye çıktığında ödül konuşmasının sonunda şu sözleri söylüyor;

''Biliyor musunuz, geçen gün gecenin bir yarısı kabul konuşmamı düşünerek uyandım. Gerildim, bacaklarımı ve kollarımı yatakta hareket ettirmeye başladım, çokça hareket ettim. Bir süre sonra, nedense, yatağımın üzerindeki ağırlığımı unutmaya başladım ve dans ettiğimi hissettim. Bu gece de hemen hemen aynı duyguya sahibim. Sinemanın yetenekli isimleriyle dolu bir salondayız. Feminist koruyucu meleklerim gibi iki yıldızımız var: Angelina ve Jessica. Gerçekten bu ödül benim için anlam ve ağırlık dolu büyük bir olay. Ama ağırlık ve hafiflik arasında hafifliği seçtiğimi hissediyorum. Ve dans ettiğimi hissediyorum, sinemanın dansını.’’ ve bu sözlerinin üzerine Angelina Jolie ile birlikte sahnede dans etmeye başlıyorlar.

Agnes Varda, 29 Mart 2019 tarihinde hayata gözlerini yumuyor. Geride, duyarlı ve aktivist sinemacılık anlayışıyla ürettiği otuzdan fazla film ve belgesel bırakıyor. Sinemaya kattıklarını onurlandırmak adına, Mayıs 2019’da düzenlenen Cannes Film Festivali'nin afişinde kendisinin en ikonik fotoğraflarından biri yer alıyor. Fotoğraf, Varda 26 yaşındayken yönettiği ilk filminin çekimleri sırasında teknik ekipten bir görevlinin omuzlarında vizörden baktığı esnada çekiliyor.

Agnes Varda, Cannes 2019'un afişinde

Hayatını dolu dolu yaşayan ve sonuna kadar da üretmeye devam Agnes Varda’nın zamanla ilgili söylediği şu sözüyle de kapanışı yapmak istiyorum; "Eğer son dakika varsa, sonuna kadar kullanılmalı, zaman esnektir, çekip uzatmak gerekir."

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!


KAYNAKÇA

https://www.istanbulmodern.org/tr/sinema/gecmis-programlar/agns-hakkinda-her-sey_2243.html

http://esitlikadaletkadin.org/feminist-yonetmen-agnes-varda-hakkinda-her-sey/

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47751526

https://www.sozcu.com.tr/hayatim/kultur-sanat-haberleri/cannesda-cinsiyet-esitsizligine-sessiz-protesto/

https://www.haberturk.com/agnes-varda-cannes-2019-un-afisinde-2433649

https://tr.euronews.com/2018/05/30/efsanevi-yonetmen-agnes-varda-90-yasini-kutluyor

http://povmagazine.com/blog/view/agnes-varda-receives-honorary-oscar

YORUM YAPILMAMIŞ

YORUMUNUZU GÖNDERİN