KadınPod’un 30. bölümünde söz yazarı, şair ve oyuncu Aysel Gürel’in yaşam hikayesini anlatıyorum. “Ben Türkiye’de kadının bilinçaltıyım.” diyen Gürel, Türk pop müziğine kattığı birçok şarkı sözünden dolayı “sözlerin efendisi” olarak anılıyor.
Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:
AYSEL GÜREL
“Ben birey değilim. Ben kalabalık bir nesneyim. Ben tek başıma radyoyum, televizyonum, konserim, orkestrayım, her şeyim. Türkiye'nin ilk anarşist kızıyım ben. İlk çiçek kızıyım. İlk hippisiyim. Ben Amazon kadınıyım. Türkiye'de kadının bilinçaltıyım.” diye tanımlıyor kendini Aysel Gürel. Bazıları ona Deli Aysel diyor, bazıları ise sözlerin efendisi.. Özgün, kimseden ‘’ne derler?’’ diye çekinmeyen, üretken, güçlü bir karaktere sahip oluşu onu deli yapar mı bilinmez.. Ama ezberinizde olan, ‘’sözlerini kim yazdı acaba?’’ diye baktığınız birçok şarkıda karşınıza söz yazarı olarak çıkması, onu sözlerin efendisi yapıyor. Hazırsanız, yazdığı şiirler ve sözlerle hala aramızda yaşamaya devam eden, bizden sonra da yaşayacak olan, özgün ve güçlü kadın Aysel Gürel’i daha yakından tanıyalım.
Aysel Gürel, 7 Şubat 1928 tarihinde Denizli'de dünyaya geliyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında doğan, Gürel’in çocukluğu dört katlı bir Rum konağında geçiyor. Babasının hakim olması sebebiyle, çok küçük yaşlardan itibaren annesinin ve babasının da katıldığı Cumhuriyet baloları anılarıyla büyüyor. Kültüre ve sanata büyük bir önem veren Gürel ailesi ilerleyen yıllarda Trabzon’a tanışıyorlar. O dönemin Trabzon’ununda şöyle bir olay yaşanıyor; Mahalle baskısından bunalan genç kızlar, geceleri ay ışığı altında el ele tutuşarak elbiseleriyle denize giriyorlar. Yüzerken bir anafora kapılınca hepsi hayatını kaybediyor. Aysel Gürel de, yüzmeyi çok seviyor. Fakat yaşamını kaybeden Trabzonlu genç kızların aksine, gündüz vaktinde mayoyla girmeyi tercih ediyor. En büyük isteği ise birgün Trabzon’dan Sivastopol’a yüzmek. Bu isteği yüzünden tam 8 kez boğulma tehlikesi geçiriyor. O günlerini şu sözlerle anlatıyor;
“Ben yüzücüyüm. Karadeniz’de büyüdüm. Karadeniz, bir adım attıktan sonra üç insan boyu olur. Sekiz kere boğuldum, suni teneffüsle hayata döndürdüler. Ağzımdan kanlı köpükler, kumlar gelerek… Karadeniz’de lamboz dediğimiz anaforlar var. Çoğu arkadaşım daha on dört, on beş yaşlarındayken o şekilde boğuldu. O nedenle sabahları vurgun yemiş gibi uyanırdım. ‘Gitti Kebire gittii, Semiha gittii’ çığlıklarıyla, tahta teneşirlerin üzerinde upuzun saçları arkadan sarkmış yıkanırken seyrettim bir çok arkadaşımı.” Bu anılarını paylaşırken, birçok yazdığı şarkı sözünde geçen ‘’vurgun’’ kelimesinin de o günlerden yadigar kaldığını söylüyor.
Kültürlü, sanata düşkün bir aileden gelen ve bu değerler üzerine büyütülen Gürel, genç yaşlarda taşranın boğuculuğunu hissetmeye başlıyor. Kendince geliştirdiği koruma kalkanını ise şu şekilde anlatıyor; “33.000 nüfuslu bir vilayette büyüdük. Çocukluk yıllarında bulunduğum yerde kocakarı kültürü vardı. Bütün şehri sarar bu kültür. Yeni yetişen genç kızlar ve erkekler hakkında türlü hikayeler uydurulur. Fotoğrafçının kızı hastaneye kaldırılır, apandisti alınır. O kocakarı kültürü destan yazar. Kız hamile kalmış, aldırmış. Ben çok okuduğum için bundan nasıl kurtulurum diye düşündüm. Deli rolü yaparsam kurtulurum dedim.”
Sanat dünyasına ilk adımını da, Trabzon Halk Evi'nde atıyor. İlk tiyatro deneyimiyle ilgili anısını ise şu şekilde anlatıyor;
‘’İlk kez Romeo ve Jüliet’te Jüliet’i oynadım. On beş yaşındayım. Devlet tiyatrosu oyuncusu Talat Gözbak askerliğini yapmak üzere oraya gelmişti. Halk evinin kapısına “Oyun oynanacak kız aranıyor” diye ilan astılar. Hemen koştum. Talat Bey bana baktı, çok sıskasın dedi. Ama başka müracaat eden olmadığı için ben oynamak zorunda kaldım. Trabzon’daki bir kiliseden sinema yapılmıştı, orada sahne aldık. Civardaki bütün valiler, Erzurum, Giresun valisi, hepsi geldiler. Ertesi gün yerel gazetelerde “memleketimizin medarı iftiharı bir genç kız neşet etti” diye yazıldı.’’
Oyunculuğa ve tiyatroya olan tutkusu her geçen yıl artarak devam eden Gürel, lise yıllarında birçok klasik tiyatro eserinde de rol alıyor. Hatta, oynadığı oyunlardan birinde İsmet İnönü de izleyiciler arasında yer alıyor. Fakat zaman içerisinde tiyatro tutkusu, yerini edebiyata ve şiire bırakmaya başlıyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünü kazandıktan ve mezun olduktan sonra, edebiyat öğretmeni olarak görev yapmaya başlıyor. Öğretmenliğe adım atmasından bir süre sonra, gazeteci Vedat Ebrem’le evleniyor. 21 Haziran 1954, gerçek adı Kâmile Suat Ebrem olan, ama tüm Türkiye’nin bildiği adıyla ilk çocuğu Müjde Ar’ı dünyaya getiriyor. 1957 yılında ikinci çocuğu Mehtap Ar’a hamileyken eşinden boşanıyor.
Dönemin zor koşullarında, iki kızını başarılı bir şekilde olarak yetiştirmeye çalışıyor. Zaman zaman yemek parasını bile denkleştirmekte zorluk yaşadığı günler oluyor. Fakat o günlerde bile, çocuklarına edebiyat sevgisini aşılamak için oldukça çaba sarf ediyor. Maddi olarak zorlandıkça, ailesinden miras kalanları satmaya başlıyor. Kızı Müjde Ar, o döneme dair ilginç bir anıyı şu şekilde anlatıyor; “Biz çocukken babadan kalma Rum evleri varmış, onları satıp satıp yerdi. Ev satıldığı vakit gider kuyruklu piyano alırdı ama evde kimse piyano çalmayı bilmezdi. Sonra tabii açlık başlardı. Bir defasında çok parasız kaldık, su saatine giden kurşun boruları sattı.”
Aysel Gürel, bu günlerde ne kadar zorlansa da, para kazanmak işin birçok farklı iş yapsa da, şiir yazmayı hiç bırakmıyor. 70’li yıllarda Türk popunun yükselişe geçmesiyle birlikte şiirleri bestelenmeye başlıyor. Güzin ile Baha’nın seslendirdiği Deli Balım ve Yörük Yaylası büyük ilgi topluyor. ‘’Gençlik başımda duman’’ diye bilinen, yıllarca dilden dile dolaşacak eseri Ateş Böceğim ise 1977 yılında besteleniyor.

80’li yıllarda, adeta Türk pop müziğine rengini veren isim haline geliyor. 90’lı yıllardan itibarense sadece şarkı sözleri değil giyimi, perukları, gözlükleri ve açıklamalarıyla tam anlamıyla bir fenomene dönüşüyor. Annesinin 60’lı yıllarda, 40 yaşını geçtikten sonra giyim tarzını değiştirmeye başladığını söyleyen Müjde Ar, o dönem doktora götürmek zorunda kaldıklarını söylüyor. Fakat doktorun verdiği cevap; ‘’Anneniz bir deha!’’ oluyor. Aysel Gürel’in giyim tarzıyla ilgili kendisine sorulan bir soruya verdiği şu yanıt ise neden deha olduğunu kanıtlar nitelikte diyebiliriz: “Bunlar topluma lafımı dinletme kostümüm. Normal döpiyesli, entel gözlüklü, ensede topuzla laflarımı söyleseydim, bir sürü insan içinde kaynar giderdim. Bu şekilde topluma lafımı dinlettim. Şarkılarım insanlara ulaştı.”
Sezen Aksu, Sertab Erener, Ajda Pekkan, Nilüfer, Zerrin Özer, Bülent Ersoy, Yonca Evcimik ve Tarkan gibi Türk pop müziğinin en önemli sanatçılarının seslendirdiği birçok şarkının söz yazarlığını yapıyor. Google’a ‘’Aysel Gürel’in yazdığı şarkılar’’ yazınca öyle bir listeyle karşılaştım ki, hepsini söylemek istesem ayrı bir podcast bölümü daha kaydetmem gerekiyor. O sebeple, en çok bilinenleri söylemek zorundayım. Nilüfer’den Yeniden Sev, Sezen Aksu’dan Firuze / Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam / Değer Mi? / Sarışınım / Sen Ağlama / Sultan Süleyman / Ünzile , Sertab Erener’den Ateşle Barut / Zor Kadın, Yonca Evcimik’ten Abone, Tarkan’dan Sevdanın Son Vuruşu söz yazarlığı yaptığı yüzlerce şarkılardan bazıları..
Özellikle Sevdanın Son Vuruşu’nun apayrı bir hikayesi var. Yaşamının son günlerinde dahi yazmaya devam eden Aysel Gürel’in bir eseri, o bu dünyadan göçtükten sonra bulunur. Kendisinin eski evine taşınan bir kişi, evi temizlerken bir kağıt bulur ve bu kağıtta bizim ‘’Sevdanın Son Vuruşu’’ olarak bildiğimiz şarkının sözleri yazmaktadır. Evin önceki sahibinin Aysel Gürel olduğunu bildiği için, hemen arayarak bir arkadaşına şarkı sözleri bulduğunu ve bu sözlerin Aysel Gürel’e ait olduğunu haber verir. Arkadaşı sözleri okur okumaz, Müjde Ar’a ulaşır ve kendisinden bestelemek için izin ister. Evet, tahmin ettiğiniz gibi, o arkadaş Tarkan’dır.
Sezen Aksu’nun söylediği Ünzile’nin hikayesi ise aslında bir Türkiye gerçeği.. 1962’de Münir Özkul ile tiyatro turnesi için Anadolu’yu gezerken, babasının yanında henüz ilkokul çağında bir kız çocuğunu gelinlik içinde görüyor. Bugün Türkiye’de hala daha tam olarak engellenemeyen ‘’çocuk gelin’’ sorununu şu sözlerle dile getiriyor;
‘’Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem çocuk hem de kadın
12'sinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile
Yağmuru kim döküyor?
Ünzile kaç koyun ediyor?
Dayaktan uslanalı
Hiçbir şey sormuyor’’
Birçok kaynağa göre, Aysel Gürel’in hayatı boyunca 20.000’den fazla şarkı sözü yazdığı söyleniyor. Hatta ve hatta, bir gün Müjde Ar, annesinin kimsenin bilmediği şarkılarının olduğu sandığı Tarkan'ın önüne koyuyor. Tarkan, sandıktan önce 100 şarkı seçiyor, bu 100 şarkının arasından da saatlerce süren elemeden sonra 12 tanesini seçiyor.
Şairlik ve söz yazarlığının yanında, yaşamının sonuna kadar oyunculuk kariyerini de sürdürüyor. 1952 - 2005 yılları arasında tam 24 filmde rol alıyor. 17 Şubat 2008 tarihinde, akciğer kanseri nedeniyle 80 yaşında hayata gözlerini yuman Aysel Gürel, bugün eserleriyle yaşamaya devam ediyor. Kızı Mehtap Ar, ‘’Ben Türkiye’de kadının bilinçaltıyım’’ diyen annesinin tek vasiyetinin ise Türk kadınlarına olduğunu şu sözlerle anlatıyor; “Annemin vasiyeti şuydu: Tüm kadınlara söyle; bilsinler ki ben 80 yaşıma kadar çalıştım ve dimdik ayaktayım. Çalışmak ve ayakta kalmak güç ama ben başardım. Tüm kadınlar da başarabilir.”
‘’Aysel Gürel kimdir?’’ sorusuna verilen en güzel yanıtlardan birisini Süleyman Çeliker, ‘’Türkiye'nin ilk anarşist kızı’’ başlıklı yazısında şu şekilde kaleme alıyor; ‘’70’lerde ‘Gençlik Başımda Duman’la yaşayamadıkları gençlik günleri uzakta kalanları ağlatandır. 80’lerde devrimciler için Erdal Eren’in ‘Son Bakış’ına ağıt yakandır. 90’larda dünyayı tanıyan bir kuşak için ‘Abone’yle yürekleri hoplatandır. Yerinden yurdundan edilenler için, Sürü’nün müziğine Sürgün’ün sözlerini yazandır. Anadolu’nun küçük köylerinde, kasabalarında bir çitin ardında sıkışan ergen kızlar için Ünzile’dir. Umutsuz aşkını bekleyenler için sıcak bir sobanın üzerindeki mavi çaydanlıktır. Sözleriyle isyan eden, ne kavgası ne sevdası biten bir kadındır. Aysel Gürel ‘söz’dür…’’
Bu dolu dolu yaşamın belki de çok az bir kısmını sığdırabildim bu bölüme.. Umarım yakın zamanda, kalbimizde ve zihnimizde sözleriyle iz bırakan bu güçlü kadının yaşamının tüm detaylarına daha yakından tanık oluruz. Anlatmaya yeterse bir film, yetmezse bir kitap.. Tam bu bölümün üzerine 2013 yılında Aysel Gürel’e bir saygı duruşu niteliğinde yapılmış olan Aysel’in albümünü de dinleyebilirsiniz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim! Bir sonraki bölümde görüşmek üzere..
KAYNAKÇA
https://www.gazeteduvar.com.tr/hayat/2016/09/10/turkiyenin-ilk-anarsist-kizi-aysel-gurel
https://www.sabah.com.tr/gunaydin/magazin/2013/04/11/ayselin-mirasi-tarkana-kaldi
https://www.biyografi.info/kisi/aysel-gurel
https://tr.wikipedia.org/wiki/Aysel_Gürel
https://tr.wikipedia.org/wiki/Aysel_Gürel_tarafından_yazılmış_şarkılar_listesi
YORUM YAPILMAMIŞ
YORUMUNUZU GÖNDERİN